Beypazarı Gezi Rehberi

Ankara merkezine 100 km uzaklıkta, tarihi evleri ve sokakları, müzeleri ile İnözü Vadisi ile mutlaka gezilmesi gereken bir ilçe.

Beypazarı Gezi Rehberi

Hititlerden bu yana, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılara ev sahipliği yapan Beypazarı, tarihi ipek yolu üzerinde bulunuyor, eski Osmanlı evlerinin bulunduğu sokaklarıyla, tarihiyle, doğasıyla Beypazarı'nda gezilecek yerleri derlemeye çalıştık. Öncelkle ulaşıma değinelim, dediğimiz gibi burası Ankara merkezine 100 km uzaklıkta ancak yol son derece güzel, Ankara üzerinden gidenler yol üzerinde Ayaş'ı da gezilecek yerler listesine ekleyebilirler, bunun için Ayaş gezilecek yerler sayfasına gözatabilirsiniz.

İstanbul için ise yol biraz daha uzak ve Ankara yolu gibi güzel değil, ancak Nallıhan hatta bölgede gezilecek diğer yerleri de listenize ekleyebilirsiniz.

Beypazarı

İlçenin Roma döneminde kullanılan ilk adı Lagania olup, MS. 6’ncı yüzyıla kadar, bu isim kullanılır. Bizans imparatoru Anastasios sonrasında ise adı Anastasiopolis olarak değiştirilir. Osmanlı döneminde buradaki sipahi beyinin ve ticari, ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden “Beğ bazarı” ismi zamanla "Bey Pazarı" sonra da Beypazarı'na dönüşür.

Beypazarı evleri ve tarihi sokakları ile ünlü olsa da Ankara yönünden gelindiğinde  kente girmeden İnözü Vadisi ilk gezilecek yer olarak karşımıza çıkıyor.

Hacılar Köprüsü

İnözü Vadisine giren yolda hemen solda tarihi bir köprü mevcut ancak üzeri betonla kapatılmış, trafiğe açılmış, bakımsız ve hakkında pek bilgi olmayan bir köprü haline gelmiş, önünde de bir tabela var ancak tabela İnözü Vadisinde yer alan yerler ile ilgili bilgilendirme içeriyor, daha sonra ulaştığım bilgiye göre bu köprü Beypazarı'nı Ankara'ya bağlayan eski tarihi bir köprü, adı da Haciılar Köprüsü. 700 yıllık olduğu tahmin ediliyor, yani bir Selçuklu eseri.

.

Hacılar Köprüsüne göre sağda kalan Hanzade Konağı hem tarihi yapısıyla hem bahçesiyle zaman geçirilebilecek, yemek yenilebilecek yerlerin başında geliyor, burada kısa bir fotoğraf molasından sonra İnözü Vadisine doğru devam ediyoruz, zaten yolumuz kısa.

Yolumuz kısa dedik ancak yolumuz üzerinde görmemiz gereken bir yer daha var:

 Boğazkesen Kümbeti

İnözü Vadisine giderken hemen sağ tarafınızda bir çeşmenin yanındaki sokaktan 30 metre içeriye girince görebileceğiniz bir Selçuklu Türbesi. Kare planlı türbe, halen kubbeli bir yapı,1976 yılında 1. dereceden tescilli yapı yapıldığı halde 1995 yılında aslına uygun olmayan bir restorasyon ile bu hale gelmiş, her tarafında beton ve sıva görünüyor şimdilerde. Türbenin kitabesi de yok, yapım tekniğine bakılarak, Karamanoğulları mimarisini teşkil ettiği düşünülüyor ve kümbet 13. yüzyıla tarihlendiriliyor. Türbede bulunan iki mezarın kimlere ait olduğu bilinmiyor ancak, birisinin Emir Şahmer Paşa isimli birine ait olduğu ileri sürülür. Boğazkesen Kümbeti, vadiye oldukça hakim bir konumda inşa edilmiş. Bu nedenle geçmişte gözetleme kulesi olarak kullanılmış olma ihtimali var ve adı da buradan geliyor.

.

İnözü Vadisi

İnözü Vadisi ağaçları, mağaraları, konakları, trekking yapılabilecek rotaları, ortada akan deresi ile oldukça zengin bir görünüme sahiptir. Vadi aslında kayaüstü, kayabaşı anlamına gelen Lagania adının da  kaynağıdır yani eski yerleşim yeridir. Burada da az sayıda evler konaklar bulunsa da, çok daha eski devirlerde yerleşim yeri olarak kullanılan mağaraları da görmek mümkündür.

İnözü Vadisinde bir çok tesis bulunmakta, bu tesislerde çay, kahve içilebileceği gibi yemek yenilecek yerler, hatta küçük de olsa bir de kamping bulunuyor, Cangara Camping sahibi/işletmecisi Muharrem Bey'in sohbeti de gayet güzel. Vadide bir çok kahvaltı tesisi veya çay bahçesi bulunuyor, bunların hepsi tercih edilebilir ancak Dostlar Tesisi daha çok talep gören bir yer.

Vadinin her iki tarafında, kayaların yapısından kaynaklı olarak üzerine çıkılması zor kayalıklar var. Bunların içinde ise birçok mağara olduğu görülüyor. Bu mağaralar, eski çağlarda yapılmış ve uzun süre mesken olarak kullanılmış. Yükseklerde olmayan bazı mağaralara girilebillir, bunun için İnöüz Çayının karşı tarafına köprülerden veya çaydan geçmek mümkün. Vadidin derinlerine bölgeyi bilen kişilerle trekking veya hiking gibi maceralara ev sahipliği yapıyor, yine de dikkat etmek lazım, vadinin iç kesimlerinde yaban domuzu ile karşılaşma olasılığı bulunuyor.

Ayrıca, İnözü Vadisi Türkiye’nin önemli kuş ve kelebek alanından biri, zira yüzden fazla kuş elliden fazla kelebek türü sayılmış Vadide. 

.

Hıdırlık Tepesi

İnözü Vadisinde saatlerinizi geçirip bir sonraki günü Beypazarı eski kente de ayırabilirsiniz, erken geldiyseniz zamanı sınırlı tutup kente de geçebilirsiniz. Ben kent gezisinden önce bütün Beypazarı'nı yukarıdan görmenin mümkün olduğu Hıdırlık Tepesi'ne çıkarak değerlendirdim. Tepeye çıkmak zor açıkçası, çünkü bir tabela bile bulunmuyor, bunun en büyük nedeni sanırım tepede yapılan ve yarım kalan inşaat. Evler var Beypazarı Konutları, özel mülk ancak bir türlü bitilememiş, Belediye restore edecekmiş, sosyal tesis olacakmış, o da kalmış, değişik hikayeler anlatılıyor, kısacası mükemmel bir manzara var ancak çıkmak bir zahmet, girmek başka zahmet, çünkü 2020 Yaz ayları itibariyle hala yasaktı.

Hıdırlık Tepesi sadece Beypazarında yok, Safranbolu, Taraklı, Trabzon, Ankara gibi birçok yerde Hıdırlık Tepesi bulunuyor, bu daha çok kentin en yüksek yerine verilen isim ve dua yeri olarak kullanılan tepe, zaman zaman farklı hikayeler anlatılsa da bu tepeler Hz. Hızır (AS)'a atfediliyor ve adını ondan alıyor. Bugün için ise seyir terasoı olarak kullannılıyor birçoğu. Beypazarı Hıdırlık tepesi de öyle, bir de küçük de olsa cam teras veya cam seyir platformu bulunuyor, belirteyim, buras da henüz bitirilmemişti. Bütün çalışma biterse daha güzel bir alan haline gelecek gibi duruyor, mevcut haliyle sunduğu manzara haricinde hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

Buraya çıkınca göreceğiniz ilginç bir nokta da, hemen karşıda görebileceğiniz kaya yapısının, sizin üzerinde bulunduğunuz tepede de olması, hatta haritadan kontrol edince bölgenin 6-7 km kadar bu şekilde bir kaya yapısı ile adeta ikiye bölündüğünü görüyorsunuz.

Burada bol bol şehri izledikten sonra tekrar aşağıya inme zamanıgeldi demektir. Artık müzelerine ve Beypazarı sokakları ile konaklarına geçme zamanı. ilk olarak Kent meydanına geliyorsunuz, ki burada sizi karşılayan 3 havuç oluyor, evet meydanda bir havuç heykeli mevcut, çünkü Beypazarı havucu ünlü imiş, zaten her yerde size havuç suyu da satmaya çalışacaklar, gözünüze kesitirdiğiniz herhangi bir yerden içebilirsiniz ama mutlaka için derim. İşte o heykel:

Bu heykelin hemen arkasındaki 3 sokağı da gezerek, yukarıya doğru çıkabilirsiniz, her bir sokak trafiğe kapalı ama yaz aylarında yürümek zor olacak kadar dar ve kalablık oluyor, bir de satıcılar olunca üstüne, bu sokakları gezmek yarım saatinizi alabilir ama sabırlı olun sonu selamet çünkü, daha geniş bir cadde olarak Alaaddin Sokağı'na çıkacaksınız ve Suluhan'dan müzelere kadar asıl gezilecek yerleri bulacaksınız.

Suluhan - Sulu Han (Nasuhpaşa Hanı)

Suluhan hemen Demirciler Sokağı bitiminde sizi karşılayan, Osmanlı şehir içi hanları tarzında yapılmış, kareye yakın planda ve iki katlı bir handır.  Nasuh Paşa Vakfı’na ait 17 Mart 1613 tarihli vakfiyesinden de anlaşılacağı üzere, büyük hanın içinde 26 oda ve bir mescit ve kervan hanı ile 54 dükkan ve arasında pazarı ve akarsu bulunmaktadır.

İç avlu etrafında sıralanan han odaları birer kapı ve pencere ile iç avluya bakan cephelere açılmakta olup bunların önünde dört kenarı dolaşan revaklı veranda bulunmaktadır. Birinici kattaki odaların ahşap tavanlı ikinci kattakilerin ise kubbeli olduğu görülmektedir. Taş söveli dikdörtgen pencerelerin üzerinde sivri tuğla kemerli alınlıklar olan eserin beden duvarlarında genellikle moloz taş kullanılmış yer yer kesme taş ve tuğlaya da yer verilmiştir.

100 yıldır, dile kolay tam yüz yıldır restorasyonu devam ediyor denilebilir, ancak 2016 yılında Han'ın bir kısım restorasyonu bitmiş, dükkanlar ve kafeterya ile pazar bölümü açılmıştır.

Suluhan'ın hemen arka sokağında yerleşimler var ancak klasik Ankara evi görünümleri ve hemen arkasında bulunan Hıdırlık tepesi ve cam teras ile seyirlik bir yer oluşturuyor (burada otopark olarak kullanılsa da Han veya Kervansaraya ait bölümler bulunuyor arkasında)

.

Alaaddin Sokak

Suluhan ve bu güzel manzarayı arkamızda bıraktıktan 100 metre kadar sonra geniş caddesi, ortasında yöresel ürünlerin ve el sanatları ürünlerinin satıldığı pazarı ve otel ve pansiyonlarıyla ünlü Alaaddin Sokak karşımıza çıkıyor. Alaaddin Sokak adeta Beypazarı'nın kalbi ama bu tarihi yapısıyla birlikte yaşam da devam ediyor. Bu sokakta bulunan Hamam Müzesi, Beypazarı Tarih ve Kültür Müzesi ve hemen yakınında bulunan Yaşayan Müze ziyaret edilmesi gereken yerler.

Alaaddin Sokağın her iki tarafında da görülecek ve yemek yiyebileceğiniz yerler mevcut ama biz yukarıya doğru çıkarak Hamam Müzesi ve Yaşayan Müze'ye doğru devam ediyoruz. İlk durağımız Hamam Müzesi.

Hamam Müzesi

Beypazarı Türk Hamam Müzesi, Dr. Sema Demir’ tarafından hamam kültürünü belgeleme, sergileme ve geleceğe aktarma düşüncesiyle kurulmuştur. Müzede hafızada yer etmiş Türk hamam kültürü bir bütün olarak korunmaya ve gelecek nesillere aktarılmaya çalışılmaktadır. Müze giriş ücreti 2020 için 4 TL , öğrenciler için 3 TL, ancak müze girişinde görev yapan hanımefendi size hamam  ve müze ile ilgili son derece doyurucu bilgiler veriyor. Türk hamam ve temizlik kültürünü konu alan müze gerek ele aldığı konu, gerekse kullandığı müzecilik teknikleri açısından Türkiye’nin ilk müzesidir. Heryerde tek hamam müzesi denilse de İstanbul'da Beyazıt Laleli arasında II. Bayezid Türk Hamam Kültürü Müzesi de ücretsiz olarak gezilen bir özel müzedir.

Müzede, hamamların mimari özelliklerini, yıkanırken kullanılan eşyaları sergilemenin yanı sıra törensel hayat içinde hamamların yerini anlatan “kına (gelin) hamamı” sergisi, “hamam anası, hamam babası” ve “külhanbeyi” canlandırmaları ile Türk hamam kültürünü yorumlamaktadır. 

.

Beypazarı Tarih ve Kültür Müzesi

Kültür Evi yani Beypazarı Tarih ve Kültür Müzesi, 1850 yılında yapılan eski bir konak, bu konak 1996 yılında restore edilmiş ve 1997 yılında da müzeye çevrilmiş. Müze'de Beypazarı ve yöresinin kültür ve tarihini yansıtan eserlerle, tarihi çağlara ait taşlar ve madenler ile Bizans, Roma ve Osmanlı zamanından kalan çeşitli tarihi eserler sergilenmektedir. Müze yine özel müze ve müzekart geçmiyor ve giriş ücreti 3 TL. Müze olarak kullanılan konak 3 katlı, giriş katı taş duvar olup, ahır ve avlu bölmesi olarak kullanılmış, üst katlar ise ahşaptan yapılmış,bütün odalarda yüklük, banyo ve sedirlerin bulunuyor.

Konakta yatak odaları, misafir odaları, çocuk odası, namaz odası, gelin odası ve her katta mutfak ve abdesthane bulunuyor.. Beypazarı ilçesinde geçmiş dönemlerde yedi gün olan düğün adet, gelenek ve görenekleri yöresel kıyafetlerle odalarda sergileniyor, buradaki bütün serler Beypazarı halkı tarafından bağışlanmış eşyalardan oluşuyor.

Bu konağın üst katındaki cumbadan Beypazarı manzarası, görülmeye değer.

.

Alaaddin Camii

Hamam Müzesi ve Kültür Müzesini gezdikten sonra 3. müzemize yani Yaşayan Müzeye doğru geri dönerken, Aladdin Sokak'ta köşebaşında Alaaddin Cami karşımıza çıkıyor.  Bu camiiye Cami-i Bebir ya da Paşa Camisi de denilmektedir ancak Camiinin tarihi hakkında bir kesinlik yoktur, Camii Sultan Alaaddin'e atfedilmektedir ancak yapım tarihi 1805-1809 olarak belirlenmiştir. Muhtemelen bu cami daha önce aynı yerde bulunan ve yıkılan caminin isminden alınmıştır zira Camii minareli olup Selçuklu eserlerinin tipik bir örneğidir. Doğu duvarı hemen hemen ilk haliyle günümüze kadar gelmiştir. Kesme taş duvarlarla yapılmıştır. Camiinin ii özellikle taş ahşap tavan uyumu nedeniyle görülmeye değerdir.

.

Yaşayan Müze

Burası bugün gezdiğimiz diğer müzelerden oldukça farklı, öncelikle burada da müzekart geçmiyordu ve giriş ücreti 10 TL, fakat belirtmek gerekir ki hakkını veriyor size. en az 40 dk süren müze gezisinde ücretsiz rehberlik hizmeti de veriliyor. Bu müze de tıpkı Kültür Müzesi gibi eski bir konak, konak sahipleri Abbaslar ailesi, 1960 yılında vefate eden Fatma Hn sonrasındda sahipsiz kalmış, 2007 yılında kamulaştırılmış ve Hamam Müzesi'nin de kurucusu olan Dr. sema Demir tarafından müzeye çevrilmiş. 

Müzenin adı neden Yaşayan Müze, önce ona değinelim, içerisinde hayat var, yaşayan yok tabi ancak, bu müzede bazı kültürel gelenekler el sanatları devam ettiriliyor, mesela bir odada ebru sanatı öğretiliyor, kök boya ypılabiliyor, bir başka odada da kurşun döktürebilirsiniz (bunlar ücrete tabi değil, ayrıca ücretlendiriliyor, ücreti 20-30 TL). Yine kurulduğu günden bu yana “Geç Osmanlı Döneminde İlan-ı Aşklar, Gelin Kınan Kutlu Olsun, Masal Masal İçinde, Masal Yaşayan Müze İçinde, Milli Mücadelenin Kadın Kahramanları, Mitolojiden Tarihe Tufan ve Aşure” olmak üzere 15’ten fazla sergi ve etkinlik düzenlenmiş, yani müzede eskiler günümüzde yaşatılıyor.

Girişte detaylı bir sunum yapılıyor, mesela veren elin alan eli görmediği yardımlar, "sen ne dolaplar çeviriyorsun" sözünün kaynağı gibi birçok genel kültür de sayılabilecek sunumlar yapılıyor. Konakta üst kata çıkarken kumaştan galoşlarınızı giyiliyormuş eskiden ve bunlar yıkanıyormuş, şimdi ise pandemi yüzünden kumaş galoşlar kaldırılmış, o tarihi mükemmle güzellikteki ve paha biçilemeyecek halılara ayakkabıyla basılıyordu ben gittiğimde, umarım bir çözüm bulunmuştur. Konakta üst katta başka bi görevli sizi karşılıyor konaktaki her odanın ayrı ayrı hikayesini kısa kısa anlatıyor.

Derken çatı katına çıkıyorsunuz el emeği ile üretilmiş havlular, bornozlar, fesler, elbiseler ve bunların dokunduğu tezgahlar sizi karşılıyor. Çatı katı toplantı odasıymış aynı zamanda. Çatı katında bulunan havlular, bornozlardan satın alabilirsiniz.

Yaşayan Müze'ye kesinlikle yeteri kadar vakitt ayırmak, Müze gezisi bitince hemen aşağıda ağaların altında çay içip biraz havasını solumadan da çıkmamak gerekli.

Müze gezilerini bitirdikten sonra kendinizi yeniden her biri birbirinden güzel konakların bulunduğuğu caddelerde bulacaksınız ancak, burada Bey Konak, Taş Konak ve Taş Mektep'i görmeden geçmeyin diyeceğim.

Zaten yemek yeme zamanı da geldi, artık tarhana çorbası üstüne Beypazarı güveci ve mutlaka yemeniz gereken etli Beypazarı sarması zamanı, evet yemekten sonra tatlıya yer kaldıysa, höşmerim de olabilir. peki nerede yenilebilir sorusuna herkes Taş mektep önerisinde bulunuyor, siz farklı bir yeri de denemek isteyebilirisiniz.

Evet bir güne sığdırılmayacak kadar güzel bir kenti bir günde gezmeye çalıştık, tabi hakkını veremediğimiz yerler de oldu ancak en yakın zamanda yine gelmeyi düşündüğüm bir yer Beypazarı. Muhtemelen sizin de bir defa görmekle doyamayacağınız bir yer olacak. Şimdi de biraz daha fazla fotoğraf görebileceğimiz youtube videomuza bakabiliriz.

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2020, 18:14

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER