Heidelberg Gezi Rehberi

Almanların ünlü romantik şehri Heidelberg gezi notları.

Heidelberg Gezi Rehberi

Heidelberg Gezi Rehberi

Bu gezi yazımızda Almanya’nın 2. Dünya Savaşında en az hasar gören şehirlerinden biri olan ve bu sayede tarihi yapılarını bugüne tüm ihtişamıyla taşıyabilmiş, doğa ve tarihin buluştuğu küçük ve şirin kenti Heidelberg’i tanıtacağız.

Heidelberg, popüler bir gezi mekanı olarak Türkiye’de son zamanlarda tanınsa da, Avrupalı turistler için durum böyle değil. Heidelberg, yılda 3,5 milyondan fazla turistin geldiği bir şehir. Bu şehirde aynı zamanda Avrupa’nın en eski ve köklü üniversitelerinden biri olan Heidelberg Üniversitesi de bulunuyor. Tarihi 1386’ya dayanan ve Almanya’nın en eski üniversitesi olan Heidelberg Üniversitesi erasmus programında oldukça tercih ediliyor ve bu sebeple şehri gezerken dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle sıklıkla karşılaşıyorsunuz.  

Bu güzel şehir, Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde, Frankfurt ve Stutgart kentleri arasında konumlanıyor. Heidelberg’e gelmek isteyenler söz konusu şehirlerdeki havalimanlarını tercih edebilecekleri gibi, Heidelberg’in Fransa’nın Strazburg şehrine de yakın konumda olması sebebiyle, uçuş planlarını bu kent üzerinden de yapabilirler.

Biz Heidelberg’e Almanya’nın tarih ve doğayla buluşan bir diğer küçük üniversite kenti olan Freiburg’dan geldik. Sebebini Freiburg yazımızda okuyabileceğiniz üzere, Heidelberg’e giderken tren yerine otobüs (flixbus) ile ulaşımı tercih ettik. Bu vesileyle Freiburg gezi yazısına da buradan ulaşabilirsiniz…

Trenle ulaşımı tercih ettiyseniz, Heidelberg ana tren istasyonundan şehrin tarihi merkezine, yani “Altstadt” bölgesine yaklaşık 15 - 20 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ancak yürümeyi tercih etmezseniz eski şehir bölgesine gitmek için tren istasyonunun yanındaki 22 numaralı tramvayı da kullanabilirsiniz. Tramvay için biletinizi merkez istasyondan ya da gişelerden alabilirsiniz. 2019 yılı için tek kullanımlık bilet 2,40€, 1 günlük bilet ise 6,40€ tutarındaydı. Güncel durumu sorarsınız.

Heidelberg yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere oldukça turistik bir kent ve bu sebeple özellikle konaklama konusunda pahalı bir şehir. Gezi planınızda bu şehirde konaklama niyetiniz varsa, rezervasyonunuzu çok önceden yapmanızda fayda var. Konaklama niyetiniz yoksa da, tam günlük bir süre eski şehir bölgesini ve önemli yerleri görmek için yeterli olacaktır. Baden Baden şehrine buradan günübirlik ziyaretimiz vesilesiyle, biz 2 gece konaklamayı tercih ettik. Kaldığımız otelle ilgili bilgiler yazının devamında yer alacak.  

Heidelberg’de Gezilecek Yerler

Hauptstrasse

Şehrin ana gezilecek noktasını Altstadt (eski kent) bölgesi oluşturuyor. Altstadt’ın en merkezi noktası ise, trafiğe kapalı olan, toplam 1,8 km uzunluğunda, Avrupa’nın en uzun yaya yolu olan “Hauptstrasse” isimli cadde. Şehirdeki sosyal hayat genel olarak bu cadde üzerinde şekilleniyor. Caddenin üzerinde şehrin önemli tarihi ve turistik yapılarının yanı sıra, kafeler, restoranlar, alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar ve müzeler bulunuyor.

Dolayısıyla kısıtlı bir zaman içerisinde kentte bulunacaksanız, gezinize de buradan başlamanızı tavsiye ederiz. Caddenin giriş kısmında alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Bismarckplatz” isimli küçük bir meydan olacak. Gezi yazımızda, bu cadde üzerindeki görülmesi gereken yerleri Bismarckplatz’dan başlayarak anlatacağız.

Kurpfalzisches Müzesi ve Bahçesi

Heidelberg küçük bir kent olmasına rağmen, şehirde çok sayıda müze var. Hauptstrasse isimli trafiğe kapalı cadde üzerinde ve bu caddeyi kesen sokaklarda birçok müze bulunuyor. Eğer gittiğiniz kentlerde şehrin tarihi hakkında bilgi edinmek için müze gezisi yapıyorsanız, tercihinizi Heidelberg’in genel müzesi olan Kurpfalzisches Müzesi’nden yana kullanabilirsiniz. Kurpfalzisches Müzesi ünlü frankenthal porselenlerini görebileceğiniz, kente özgü giysilerin sergilendiği koleksiyonu da barındıran, kentin geçmişteki gündelik yaşamından izleri bulabileceğiniz bir yer.

Ayrıca bahçesindeki kafe dinlenebileceğiniz ve bir şeyler yiyip içebileceğiniz huzurlu bir mekan. Müzeye girme niyetiniz yoksa bile, Hauptstrasse üzerindeki kapıdan içeri girince ulaşacağınız bu müzenin bahçe ve kafesine uğramanızı tavsiye ederiz.

Heidelberg Üniversitesi Binaları, Müzeleri ve Öğrenci Hapishanesi (Studenten Karzer)

Heidelberg yukarıda söylediğimiz üzere bir üniversite şehri. Tarihi çok eskilere (1386) dayanan üniversite, kentin sosyal ve kültürel dokusuna da tesir etmiş durumda. Almanya’nın en eski üniversitesi olan bu üniversitede, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Karl Jaspers, Hans-Georg Gadamer, Jürgen Habermas, Karl-Otto Apel ve Hannah Arendt gibi ünlü isimler de görev yapmış.

Almanya’nın en eski üniversitesi olunca, Heidelberg’e gelmişken üniversiteye ait tarihi mekanların da gezilmesi gerek. Kurpfalzisches Müzesi’ni geçtikten sonra yürümeye devam edince, sağ tarafta caddenin Grabengasse ile kesiştiği noktada “Alte Universitat” yani eski Heidelberg Üniversite binası karşınıza çıkacak. Heidelberg Üniversitesi binaları aslında şehrin birçok yerine yayılmış. Burada gördüğünüz bina ise, şu an daha ziyade müze olarak kullanılan kısım. Her ne kadar müze olsa da, bu binalar aynı zamanda üniversite etkinlikleri ve müzik performansları için de kullanılıyor.

Üniversitenin söz konusu eski binalarına girmek için bilet alınıyor. Bileti oditoryumun olduğu ana binadan veya arka sokağındaki öğrenci hapishanesinin altındaki dükkandan alabiliyorsunuz. Alacağınız bilete Üniversite Müzesi, Öğrenci Hapishanesi ve Büyük Salon (oditoryum) gezisi dahil oluyor. Bu üç mekan için satılan ortak biletin fiyatı 3 Euro.

Aslında müze olarak kullanılan ana binanın en görkemli yeri “oditoryum” olarak adlandırılan kısım. Rönesans dönemi sanatının yansımalarına ait izleri bulacağınız bu salonun tavanında üniversitenin dört fakültesini (teoloji, hukuk, tıp ve felsefe) gösteren resim ve freskler mevcut. Ancak, oditoryum her zaman halkın ziyaretine açık olmadığı için, burayı gezip gezemeyeceğinizi bilet alırken mutlaka sorun.

Ana binadaki üniversite müzesi ve özellikle gezmenizi tavsiye ettiğimiz oditoryum üniversitenin tarihi hakkında oldukça bilgilendirici oluyor. Ancak Heidelberg’de üniversite öğrencilerinin geçmişteki yaşantısına dair deneyim edinmek için Alte Üniversitat’ın hemen arkasında, Hauptstrasse’yi kesen Augustinergasse sokağı üzerindeki yukarıda sözünü ettiğimiz “Studentenkarzer” isimli müzeyi de mutlaka görün. Hatırladığım kadarıyla bu müze akşam saat 4'e kadar açıktı, siz yine de görevliye sorarsınız.

Eğer oditoryum o an için ziyarete açık değilse ve böylece yalnızca arka sokaktaki öğrenci hapishanesini ziyaret edecekseniz, öğrenci hapishanesine gittiğinizde büyük ihtimalle kimse size biletinizi sormayacaktır. Zira mekana girişte biletinizi kontrol edecek bir görevli yok. Doğrudan merdivenlerden çıkarak hapishane olarak kullanılan binanın içini gezebiliyorsunuz. En azından bize öyle oldu. Bilet almamıza rağmen bilet soran olmadığı gibi, bizim arkamızdan gelen kişilere de kimse bilet sormadı. Bu müzeyi hemen arkadaki sokakta, bina cephesinde omzunda kanatları olan bir serseri resminden (içeride bu resmin orjinalini duvarda çizili göreceksiniz) kolayca bulacaksınız. Dışarıdan görülebileceği üzere bu hapishane aslında klasik bir Alman binası ve evi.

Her ne kadar müze denilmekteyse de, burası aslında tam anlamıyla bir müze değil. Daha ziyade tarihi olaylara tanıklık etmiş bir mekan. Kısacık bir sürede, 15 dakikada gezebileceğiniz bu yer, bir öğrenci cezaevi. Disiplinli eğitimin tezahürü olsa gerek eskiden Heidelberg Üniversitesi yönetimi öğrencilerinin üzerinde yargı yetkisine de sahipmiş. Henüz Nazi tedrisatı yokken, bir nevi bunun öncülü de iptidai şekli ile 1823’ten 1914’e kadar olan sürede burada uygulanmış. Üniversitenin hemen arkasında olunca bu binayı hapishane haline getiren Heidelberg Üniversitesi yönetimi, hapisteki öğrencilerin derslerinden geri kalmaması için ders vakitlerinde öğrencileri sınıflarına götürüp, ders bitince de hapishaneye geri getiriyormuş. 

Heidelberg Üniversitesi yetkilileri tarafından, disiplini sağlamak için 4 haftaya kadar hapsedildkleri bu mekanda cezalarını çeken öğrenciler ise, boş durmamışlar ve duvarlara grafitiler ve çizimler yapmış, şiirler yazmışlar. Bunların hepsini bu küçük mekanda görebilirsiniz. Ayrıca ibreti alem olsun diye asılı olduğu duvar ve kapıdan buraya hapsedilen öğrencilerin resimlerine de bakabilirsiniz.

Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi

Üniversite Müzesi’nin olduğu Grabengasse Caddesi üzerinden biraz daha içeriye yürüdüğünüzde karşınıza Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi çıkacak. Bu üniversite şehrinde, gezilecek bir diğer önemli ve görkemli yapı olarak Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesini de görmenizi tavsiye ederim. Binanın ana girişindeki heykeller ve binanın mimari yapısı gerçekten muazzam.

Binanın tarihi yapısının aksine okuma salonlarının olduğu kısım modern tarzda düzenlenmiş. Bina geceleri de açık olduğu için bazen evsizlerin de buraya ısınmak için geldiklerini oluyormuş, ancak biz gezerken böyle bir duruma şahitlik etmedik. Heidelberg, bir üniversitenin kurulduğu şehre kattığı değerin en iyi tanıklığını yapacağınız şehirlerin başında gelecektir diye düşünüyorum.  

Ayrıca buraya kadar gelmişken Aziz Petrus Kilisesi’ni (Peterskirche) görmenizi tavsiye ederim. Zira kütüphanenin giriş kapısının karşısında bulunan bu kilise, Heidelberg'in eski kent bölgesindeki en eski kilise olup, 12. yüzyılda inşa edildiği tahmin ediliyormuş.

Marktplatz ve Heiliggeistkirche (Kutsal Ruh Kilisesi)

Üniversite ile ilgili olan gezi kısmını geride bıraktıktan donra Hauptstrasse üzerinde yürüdüğünüzde eski köprüye döneceğiniz noktada “Marktplatz” denilen şehrin ana meydanına ulaşacaksınız. Avrupa’nın tarihi kentlerinde sıklıkla karşınıza çıkan, butik kafelerin, restoranların ve alışveriş yapılacak dükkanların olduğu, yine birçok sokak sanatçısının hünerlerini sergiledikleri keyifli bir vakit geçirip dinlenebileceğiniz bir yer burası. Meydanın ortasında Herkül heykeli (replikası) ve çeşme bulunuyor.

Meydanın tam karşısında ise “Heiliggeistkirche”, yani şehrin tarihi protestan kilisesi var. Kilisenin kulesine 2 euro bağış karşılığında ve 500 den fazla basamak çıkarak ulaşabilir ve şehrin meydanındaki bu kuleden eski şehrin panoramik manzarasının güzelliğini izleyebilirsiniz.

Meydanın çevresindeki tarihi yapılardan özellikle önemli olanları ise, 1719 yılında yapılan, bir ara mahkeme binası olarak da kullanılan ve halen Heidelberg Bilimler Akademisi binası olan Büyük Dük Sarayı ile Rönesans sanatının izlerini taşıyan halen otel ve lokanta olarak hizmet veren Otel Ritter.

Tarihi Köprü (Karl Theodor Köprüsü)

Tarihi köprü, şehirdeki gezinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Marktplatz’da, tarihi kilisenin bulunduğu yerde sırtınızı kaleye dönerek karşı istikamete yürürseniz, bir iki dakika sonra tarihi köprüye ulaşmış olacaksınız. Heidelberg’in ortasından geçen Neckar Nehri üzerindeki bu tarihi köprü, zaten her tarafı yemyeşil, tarihi yapılarla donanmış, ormanlarla çevrili bu güzel şehre, ayrı bir romantik hava katıyor. Ancak bu romantik havayı yakalamak şehrin kalabalığından dolayı maalesef bir hayli zor da olabiliyor.

Bu eski köprü Heidelberg’e gelenlere en güzel manzaraları da sunduğu için her daim kalabalık. Bu sebeple güzel bir fotoğraf çekmek ve kalabalıktan kurtulmak için özellikle sabahın erken saatlerini veya günübirlik gelenlerin şehirden ayrıldığı akşam saatlerini seçmelisiniz. Özellikle akşam vakti, köprüdeki ışıklandırmayla birlikte bambaşka bir çehreye bürünen bu köprünün belki de en güzel fotoğraflarını çekeceksiniz.  

1788'de yapımı tamamlanan Karl-Theodor Köprüsü, on altıncı yüzyılın ortalarından kalma önceki köprünün temelleri üzerine kırmızı kumtaşından inşa edilmiş ve 2. Dünya Savaşı’nda kısmen zarar görünce (Almanların kendisi tarafından şehir bağlantısının kesilmesi için kısmen yıkılarak), sağlam kısımlarıyla birlikte 1947 yılında restore edilerek bugünkü halini almış. Şehrin çeşitli yerlerinde bulunan kentin eski halini gösterir resimlerde bu köprü, üstü tamamen kapalı, bir nevi tünel olarak görünüyor. Üst kısmının ne zaman açıldığını tam olarak bilmemekle beraber, üstü açık haliyle yürüyüş ve seyir için köprünün günümüzdeki haliyle çok güzel olduğunu söyleyebilirim. Ancak eski resimlerde her iki tarafta kule bulunuyorken, günümüzde yalnızca eski kent merkezinin olduğu kısımdaki kule ayakta.  

Köprüye eski şehir tarafından, bir kulenin altından giriş yapılıyor. Köprüye girmeden kulenin hemen sol tarafında bronzdan yapılma iki küçük fare heykeli ile onun yanında elinde ayna tutan, kafasının içinde boşluk bulunan ve insanların bu boşluğun içine kafalarını sokup fotoğraf çektikleri bir maymun heykeli mevcut. Aslında köprünün eski halinde de kulede bir maymun heykeli varmış ve kulenin amacı, kasabaya gelen herkese korku ve saygı uyandırmakken, maymun ise alaycılığı temsil ediyormuş. Bu heykel, Dokuz Yıl Savaşı sırasında yok edilmiş. Gernot Rumpf tarafından 1979 yılında köprünün yanına yerleştirilen bu maymun ve fare heykeli bu manada köprünün tarihi bağlamından kopuk değil yani. Yine Avrupa’daki tarihi köprülerin çoğunda olduğu gibi bu tarihi köprü üzerinde de heykeller bulunuyor. Bu heykellerden biri Karl Theodor, diğeri de Roma tanrıçasına ait.

Tarihi köprüye çıktığınızda buradan kalenin de göründüğü birçok güzel fotoğraf çekebilirsiniz. Köprünün karşı tarafı ise, daha ziyade villaların olduğu ve daha ormanlık olan kısım. Köprüyü de geçerek o tarafa ilerlediğinizde, hem köprüyü, hem de kaleyi aynı fotoğraf karesi içine alabilirsiniz. Size tavsiyem ise, genel olarak üniversite öğrencilerinin ve yerel gençlerin yaptığı gibi köprüyü geçip soldaki merdivenlerden aşağı Neckar Nehrin’nin yanına inip hem manzaranın tadını burada çıkarmanız ve fotoğraflarınızı da buradan çekmenizdir. 

Köprüden karşı tarafa geçmişken hemen sağda “Liebesstein” adlı kırmızı kumtaşından yapılma heykelin ortasındaki boşluktan kalenin yer aldığı fotoğrafınızı çekebilir ve biraz daha ilerleyip bugün okul olarak kullanılan Max Weber’in köşkünü görebilirsiniz.

Ayrıca birçok gezi sitesinde yer aldığı üzere köprüden karşıya geçtiğinizde, yolun hemen karşısında (trafik lambalarından da karşıya geçince) meşhur filozoflar yolunun o bol merdivenli, yokuşlu olarak başlayan kısmına geleceksiniz. Aşağıda, ilgili kısımda yazacağız ama hemen belirtelim, o yolu sakın buradan başlayarak gezmeyin. Yorgunluktan yolun da, manzaranın da tadını çıkaramazsınız.

Heidelberg Kalesi (Şarap Mahzeni ve Eczacılık Müzesi)

Öncelikle belirteyim bu meşhur kaleyi ilk gördüğünüzde aklınıza hemen buranın 2. Dünya Savaşı’nda bu hale geldiği düşüncesi gelse de durum öyle değil. Kale 17. yüzyılda Fransızlar tarafından büyük ölçüde tahrip edildikten sonra bir daha pek toparlanamamış ve güzel bu yapı uzun süre harabe olarak kalmış. (Arada tabiat olayı olarak yıldırım çarpması ve kalenin bir kısmının yıkılması da var tabii) Yani yapının harabe halde olması yeni bir durum değil, çok eski tarihlere dayanıyor.

Eski şehir bölgesinin hemen üstünde 195 metre yüksekliğindeki yamaçta konumlanan kale, gezinizde en güzel fotoğraf karelerini yakalayabileceğiniz yerlerden biri olacak. Şehirden ve özellikle Neckar Nehri'nin karşı tarafından Karl Theodor Köprüsü ile birlikte muhteşem görünen bu kalenin ne kadar ihtişamlı olduğunu içine girince daha iyi anlayacaksınız. Kaleyi, mimarı yapısı, işlemeler ve heykelleri ile sanat eseri olarak tanımlamak gerçekten de doğru olacaktır. Zira bu kale Alpler'in kuzeyindeki en önemli Rönesans yapıları arasında yer alıyor.

Heidelberg Kalesi arazisinde eskiden Hortus Palatinus olarak bilinen çok güzel bahçeler de bulunuyormuş. Kalenin kendisi gibi bu bahçeler de İtalyan Rönesans tarzında tasarlanmış ve o zamanlar Heidelberg sakinleri burayı dünyanın sekizinci harikası olarak ifade ediyormuş. Otuz Yıl Savaşları sırasında bu bahçeler büyük ölçüde tahrip edilmiş. Şu an o bahçelerin bulunduğu bölgede, “Scheffelterrasse” isimli yerden hem kalenin, hem de eski şehrin manzarasını izleyebiliyorsunuz. Kaleye ulaştığınızda sağ tarafta ileriye doğru baktığınızda bu terası ve parkı fark edeceksiniz.

Gezimizde öğle güneşine kalınca ve biraz da mesafeli olduğu için biz gitmedik, ama oraya gidenler de bir hayli fazlaydı. Halen bir cazibe merkezi olan bu parkın müdavimleri arasında ünlü Alman yazar ve şair Johann Wolfgang von Goethe’de bulunuyormuş. Hem kalenin, hem de bu bahçelerin eski halini merak ediyorsanız, Heidelberg Üniversite Kütüphanesi dijital erişiminden, 17. yüzyıldan kalma Hortus Palatinus gravürleri kitabına bakabilirsiniz. Ben sizin için kitaptan bir sayfayı buraya koyuyorum.

Üniversite kütüphanesine ve kitaba ulaşmak için linki TIKLAYINIZ…

Kalenin kendi ihtişamının yanı sıra bu güzel şehri bir de tepeden görmek ise insana ayrıca keyif veren bir durum. Kalenin teras kısmından eski şehir bölgesini, tarihi yapıları, kiremit rengi çatıları ve Karl Theodor Köprüsü’nü çekeceğiniz fotoğraflar da size unutulmaz anlar yaşatacaktır. O yüzden bence mutlaka kaleye çıkmalısınız.

Bu vesileyle kaleye nasıl ulaşacağınızı da anlatalım. Bismarckplatz’dan başlayan gezinize Marktplatz’a ulaştıktan sonra yaklaşık olarak 200 metre daha yürüdüğünüzde küçük bir meydan olan Kornmarkt sağ tarafınızda kalacak.

Kaleye de işte bu meydanın sonundaki dağ teleferiği ile ulaşabilirsiniz. Teleferiğin biletleri girişte gişede ayrı ayrı kademelendirme ile satılıyor. Bu sebeple yalnızca kaleye çıkacaksanız bunu özellikle belirtin. Söz konusu teleferik aynı zamanda Königstuhl tepesinin zirvesine kadar gittiği için hataen fazladan ödeme yapmayın. Biz Königstuhl tepesinin zirvesine kadar gitmedik. Ancak Kaleden sonraki durakta bulunan otelin kafesinde şehir manzarasını izlemek için bir üst kademenin biletini almıştık. Açıkçası en zirvede belki daha başkadır ama sırf otelin oradaki manzarayı görmek için ekstra ücret ödemenize gerek olmadığı kanaatindeyim.

Bu arada eğer teleferiğe binmek istemezseniz ve ben kaleye yürüyerek çıkacağım derseniz de yine Kornmarkt’ta teleferiğin hemen yanındaki yokuştan, güzel manzaralar eşliğinde yapacağınız 15 dakikalık bir yürüyüşle Kaleye ulaşabilirsiniz.

Kale biletine, kalenin içine, kale avlusuna, fıçı mahzenine ve Alman Eczacılık Müzesi'ne giriş ile füniküler bileti (yukarıda belirttiğim gibi ilk durak için ve gidiş - dönüş olarak) dahil olup, bilet en son kişi başı yetişkinler için 9 Euro, indirimli 4,50 Euro fiyata sahipti.

Heidelberg Kalesi halihazırda müze olarak işlev görmesinin yanı sıra avlusunda kurulu stanttan da anlayabileceğiniz üzere festivallere, tiyatro gösterileri ile konserlere de ev sahipliği yapıyor. Ayrıca kalenin iç avlusunda, şehirdeki fiyatlara göre biraz pahalı diyebileceğimiz bir restoran da ziyaretçilere hizmet veriyor. 

Yukarıda kısaca değindiğimiz üzere kalenin içinde gezilecek çeşitli bölümler var. Bunlardan en popüleri ana binanın içinden geçerek ulaşacağınız kalenin eski şehir manzaralı terası. Bu teras şehrin tamamına hakim olarak manzarasıyla gerçekten çok özel bir yer. Hemen herkes bu manzaranın fotoğrafını çekmek için birbiriyle yarışıyor.

Kalenin diğer popüler mekanı ise Heidelberg Tun, yani şarap mahzeni ve fıçısı. Kale bahçesinde, teras kısmına gidilen ana binanın hemen yanında hafif aşağı inen bir yolla ulaşacağınız bu mahzende 185 bin 500 litrelik dünyanın en büyük ahşap fıçısı bulunuyor. Mahzende bu fıçının etrafında (aslında birden fazla fıçı var) fotoğraf çeken çok sayıda insan göreceksiniz. Mahzenin aynı zamanda giriş kısmında şarap tadımı da yapabilirsiniz.

İçerideki duvarda elinde bardakla şarap içen “Perkeo” isimli bir cüce biblosu göreceksiniz. Bu cüce bir dönem mahkemede görev yapmasının aynı sıra, sarayın soytarılığı ve şarap mahzeninin sorumluluğu görevini de üstlenmiş. Rivayete göre, su içmek yerine günde 4-5 galon şarap içermiş. Hastalandığı bir vakit doktor su içmesini tavsiye edince, su içtikten sonra ölmüş. Biraz şehir efsanesi olsa da bu Perkeo isimli bu cücenin halen anılması ve tarihsel olarak turizm tanıtımında kullanılıyor olması gayet akıllıca bir strateji bence.

Aldığınız bilete dahil olan, kalede gezilecek bir başka kısım ise Alman Eczacılık Müzesi. Müzeyi kalenin iç avlusunda hemen fark edeceksiniz.

Özellikle tıp ve eczacılık bölümleriyle tanınan Heidelberg Üniversitesi’nin bu ününe sahip olmasının elbette bir geçmişi var. Bu müzede bu geçmişe dair, Alman eczacılığının tarihine ilişkin çeşitli materyaller sergileniyor.

Eskiden eczacılar tarafından kullanılan eşya örnekleri özellikle ilgi çekici. Çok büyük olmayan ve fazla vaktinizi almayacak bu müzeye de uğramanızı tavsiye ederim.

Filozoflar Yolu

Bu yola filozoflar yolu denilmesinin sebebi, Heidelberg Üniversitesi hocalarının biraz kafa dinlemek, biraz da düşünmek için özellikle bu yolda yürüyüşlere çıkmasıymış. Yol araç trafiğine kapalı. Aşağıda anlatacağımız güzergahtan çıkacağınız bu yolda, Üniversite binalarını geçtikten sonra kurulan bariyer ve görevli ile bu bölgede araç girişine izin verilmiyor.

Eski kent merkezi ile kalenin ve tarihi köprünün görüneceği en güzel fotoğraflara ulaşacağınız filozoflar yoluna nasıl ulaşacağınızı anlatalım. Yukarıda belirttiğim üzere buraya ulaşmanın en hatalı yöntemi Karl Theodor Köprüsü’nden karşıya geçip o bol merdivenli, dik yokuşlu kısmı tırmanmak olacaktır. Zira o yorgunluğun ardından yürümeye mecaliniz kalmayacağından, manzaranın da tadını çıkaramayacak duruma gelebilirsiniz. O sebeple kaldığımız oteldeki resepsiyon görevlisinin bize tavsiye ettiği yöntemi uygulayın.

Öncelikle bu yolun başlangıcını ve bitişini doğru ayarlamak gerekiyor. Turistler için en güzel manzaraları sunan kısım, diğer patikalara sapmadan yaklaşık yarım saat sürecek (fotoğraf çekme, manzaranın tadını çıkarma ve dinlenme ile tabi bu süre artabilir) bir yürüyüş rotası olacaktır. Bu rotaya ait Google Map ekran görüntüsünü yazıya ekliyorum.

Bu ekran görüntüsünden de anlaşılacağı üzere yolun bir kısmı Theodor-Heuss Köprüsü’nün (Eski Şehir bölgesinin başlangıcı olan Bismarckplatz’ın oradaki köprü) olduğu taraftan, diğer kısmı Karl Theodor Köprüsü’nün olduğu kısımdan başlıyor. Bu sebeple yürüyeceğiniz bu yolun başlangıç ve bitiş güzergahını seçmek de aslında size kalmış.

Diğer gezi sitelerinde yazdığı üzere Karl Theodor Köprüsü’nden karşıya geçip o dik yokuşlu, bol merdivenli kısmı tırmanarak yürüyüşünüze başlarsanız elbette yorgunluktan bitap düşersiniz.

O sebeple başlangıcı Theodor Heuss Köprüsü’nden karşıya geçip, biraz daha yürüyüp ikinci sokaktan sağa dönerek (Bergstrasse ile Philosophenweg’in kesiştiği noktadan) yaparsanız Filozoflar Yolu’na ulaşmış olacaksınız. Bu yol hafif bir yokuşla başladığı gibi, başlangıç kısmında Heidelberg Üniversitesi’nin binaları da yer alıyor. İsterseniz bu binaları da gezebilirsiniz. Yol, bir tarafında Neckar Nehri ve eski kent manzarası, diğer tarafında bol ağaçlı, ormanlık patika yolların bulunduğu huzurlu bir güzergah.

Manzarası da gerçekten muhteşem. Heidelberg'in o hep gördüğünüz kale, Neckar Nehri, köprü ve eski kent merkezinin birlikte yer aldığı fotoğrafını çekeceğiniz yer de filozoflar yolu olacak. Yol güzergahında yorulduğunuz vakit dinlenmenizi sağlayan banklar bulunuyor. Ayrıca manzaranın keyfini daha iyi çıkarın diye yapılan seyir terasları da var.

Karl Theodor Köprüsü’nün oradaki bol yokuş ve merdivenli kısımda da bu seyir terasları bulunuyor. Hem manzarası hem de yorgunluğunuzu atmanız için özellikle Karl Theodor Köprüsü’nün oradaki seyir teraslarına uğramayı unutmayın derim.   

Heidelberg'de Yemek Tavsiyesi

Freiburg yazımızda da söylediğimiz üzere, gezdiğiniz şehir Almanya’da olunca ve Türklerin de hizmet sektöründeki payları dikkate alınınca burada bir Türk lokantasını bulmanız sizin için pek de zor olmayacaktır.

Ancak Alman yemeklerini denemek istiyorsanız, bu takdirde genel olarak yemeklerin et ağırlıklı olarak hazırlandığını söyleyebiliriz. Şehirde öne çıkan restoranlar, kaleye giden finükülerin orada bulunan Schlossberg, özellikle şinitzel için Schinitzelbank, tarihi ambiyansı ile eski öğrenci kafeteryası olan Zum Seppl ile Hauptstrasse üzerinde meydana yakın konumuyla turistlerin de favori mekanı olan Palbrau Gasse.

Açıkçası biz özellikle Zum Seppl’e gitmek istiyorduk, ancak kapalı olduğu için gidemedik. Onun dışında yukarıdaki diğer yerlerde klasik Alman yemeklerini yiyebilirsiniz. Mekanların çoğu kendi biralarını yapıyor. Palbrau Gasse’de Alsas Bölgesi’nin popüler yemeği, bazılarının bizim lahmacuna benzettiği (bence görünüm dışında, tat olarak pek benzemiyor) tarte flambee’yi (flammkuchen) de deneyebilirsiniz.

Et yemek istemezseniz, size vejeteryan mutfağa sahip, eski kent merkezine uzak olmayan konumuyla Bergheim semtindeki Red Die Grüne Küche isimli restoranı öneririm. Freiburg’da muadilini gördüğümüz bu restoranda yemekler gram usulü satılıyor. Yani aldığınız yemeğin tartılmasıyla ödediğiniz bir sistem var. Restoran ve yemekler güzel, ancak Freiburg’a oranla buradaki gramaj fiyatlandırması biraz daha pahalı. Ayrıca bu restoranın hemen karşısında Aldi Süd isimli süpermarketin büyük bir şubesi bulunuyor. Oradan da yemek ihtiyaçlarınızı büyük ölçüde karşılayabilirsiniz.

Gelelim tatlılara, şehirde Hauptstrasse üzerindeki Gelato Go isimli dondurmacı oldukça rağbet görüyor. Dondurmaları genel olarak güzel. Apfelstrudel (yuvarlak elmalı tart) ve kara orman pastası tatlı olarak bölgede oldukça tercih edilen tatlılar.

Şehrin popüler tatlıcıları olarak Cafe Gundel ve Café Schafheutle öne çıkıyor. Biz Café Schafheutle’de kara orman pastası yedik. Tadını beğendiğimizi söyleyebilirim. Cafe Gundel’in küçük toplar halinde satışa sunduğu tatlıları (Kurfürstenkugel) özellikle yerel halk arasında tercih ediliyor.

Kahve için La Fee Bar Cafe, turistler için tercih edilen bir mekan olsa da, biz daha ziyade 3. nesil kahveci olarak Bismarckplatz’dan (Galeria Kaufhof’un yanında Rohrbacher Caddesinden yürüyünce) 2 dakikalık yürüyüş mesafesinde olan Coffee Nerd’de kahve içip, tatlımızı yemekle, buradan da oldukça memnun kaldığımızı söyleyebilirim.

Kent Mimari Yapısı, Kentte Sosyal Yaşam ve Alışveriş

Şehrin gezeceğiniz tarihi eski kent kısmı tamamen orjinalliğini koruyan yapılardan oluşuyor. Yani bu kısımda modern mimariye dair bir şey göremeyeceksiniz. Yapılan restorasyonların hiçbirinde orjinal doku bozulmamış. Yeni bir ev yapılmışsa da, tarihi mimariye uygun olarak inşa edilmiş. Sokaklar arnavut kaldırımlarıyla döşeli. Binalar klasik Alman yapısı, genel olarak 3 kat ve sade. Ancak özellikle Hauptstrasse ve onu kesen büyük sokaklardaki bina cephelerinde bolca heykel de bulunuyor. 

Gezi yazısının giriş kısmında belirttiğimiz üzere şehirdeki sosyal hayat genel olarak Hauptstrasse üzerinde şekilleniyor. Şehrin önemli tarihi ve turistik yapıları ile müzelerinin yanı sıra, caddenin üzerinde kafeler, restoranlar, alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar buranın yalnızca gündüz değil, gece saatlerinde de tercih edilmesini sağlıyor.

Bu tarihi caddede alışveriş ile vakit kaybetmek istemeyenler ise, Hauptstrasse’nin başlangıcı olarak belirttiğim Bismarckplatz’da bulunan bizim Boyner’e benzer düzenlenen AVM’de (Galeria Kaufhof) bütün ihtiyaçlarını rahatlıkla temin edebilirler. Aışveriş demişken, günlük su vs. ihtiyaçlarınızı da Aldi Süd ve Lidl isimli süpermarketlerden karşılayabilirsiniz.

Akşam saatlerinde ve özellikle de Bismarckplatz’dan Theodor-Heuss Köprüsü’nden Neckar Nehri’nin diğer tarafına (Neuenheim) geçip nehir kıyısına indiğinizde neredeyse bütün gençlerin orada toplandığını göreceksiniz. Buranın müdavimlerinin bir kısmı yalnızca içki içerek, bir kısmı ise kendilerine küçük bir piknik ortamı yaratarak nehrin ve şehir manzarasının tadını çıkarıp sosyalleşiyorlar. Çimenlere oturmayı tercih etmeyen görece biraz daha yaşı ilerleyen kesim ise yine hemen orada bulunan kafelerde vakit geçiriyorlar. Tabi buranın müdavimleri yalnızca gençler değil, nehirde yüzen ve zaman zaman kıyıya çıkan onlarca ördek de sizinle birlikte vakit geçiriyor. Özetle ortam ve manzara gerçekten çok güzel. Vakit bulabilirseniz akşamüzeri buraya biraz zaman ayırmanızı tavsiye ederim.  

Şehrin gece hayatı ise özellikle “Untere Strasse” üzerinde şekilleniyor. Hauptstrasse’nin nehir tarafında paralelinde bulunan bu sokak, üniversite müzesinin olduğu kısımdan (üniversite müzesi Bismarckplatz’dan başlayarak yürüdüğünüzde Hauptstrasse’nin sağ tarafında kalırken, bu sokak caddenin Neckar Nehri’nin de olduğu sol tarafında kalıyor) başlayıp, Marktplatz’da kilisenin olduğu yere kadar uzanıyor. Gündüzleri sakin olsa da, geceleri, çok sayıda bar sayesinde bu şirin sokak canlanıyor.

Heidelberg’de Konaklama

Yazının giriş bölümünde belirttiğim üzere Heidelberg turistik geziler için oldukça popüler bir şehir. Konaklama tesisleri doluluk oranı da hem alternatiflerin hızla azalmasına, hem de fiyatların yükselmesine sebebiyet veriyor. Planınız ileri tarihliyse erkenden rezervasyon yapmak bu sebeple faydalı olacaktır. Her şehirde olduğu gibi en ideali şehrin tarihi bölgesi konaklamak olsa da, fiyatların yüksekliği Heidelberg için alternatif bölgelerin araştırılmasını zorunlu kılıyor.

Biz gezimizi yaklaşık olarak 4 ay sonrası için planlayınca hemen çeşitli sitelerden iptal edilebilir olarak otel aramaya koyulduk. Aramalarımız sonrası konaklamayı tercih ettiğimiz otel “Hotel Tannhauser” oldu. Bu oteli tercih etmemizin en önemli sebebi açıkçası konumuydu. Zira otel şehrin Altstadt bölgesinin başlangıcı olan Bismarckplatz'da yer alıyordu. Otel aslında bölge olarak “Bergheim” olarak geçse de, eski kent bölgesine bu kadar yakın (100 metre) oluşu, bize gezimizde oldukça kolaylık sağladı. Eski bir hanı andıran yapısı ile bu tarihi otel, bizim için aynı zamanda şehrin ambiyansına uygun bir konaklama oldu. Çok çeşit olmasa da açık büfe kahvaltısı da yeterliydi. Fiyat ve fayda dengesi bakımından erken rezervasyon yapmak kaydıyla otelin iyi bir alternatif olduğu kanaatindeyim. “Bergheim” bölgesindeki diğer oteller de konaklama fiyatları bakımından tercih edilebilir elbette.

GEZİ İÇİN EK NOTLAR

Bu kısma gezi için ek notlar dememin sebebi Heidelberg’de gitmeyi düşünüp de gezemediğimiz kısım hakkında bilgi vermekti.

Neuenheim’de (Neckar Nehri’nin karşı tarafı) Filozoflar Yolu’nun olduğu kısmın üst tarafında “Thingstätte” olarak bilinen İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Naziler tarafından propaganda sunumlarını dinlemek ve tiyatro yapımlarını izlemek için inşa edilen bir amfitiyatro bulunuyor. Thingstätte'ye yürüyerek de ulaşılabiliyor, ama yürüyüş için Filozoflar Yolu’nun da üst kısmına çıkmanız gerekeceği için bu oldukça yorucu olacaktır. Filozoflar Yolu’na araç girişi yasak olmasına rağmen Thingstätte'ye araçla ulaşım mümkün olduğu için buraya daha ziyade toplu ulaşımla nasıl gidileceğini sormakta fayda var. Ayrıca buranın hemen yakınında, 11. yüzyıldan kalma St. Michael Manastırı'nın kalıntıları bulunuyor. Bu iki yapı dışında eski kent merkezini izleyebileceğiniz tarihi bir kule ile, yine çok derin bir kuyu kalıntısı da, aynı yerde ziyaret edilecek turistik mekanlar olarak yer alıyor.

Ayrıca olur da giderseniz, Neckar Nehri’nin karşı tarafında, Neuenheim’in de üst kısmında olan “Handschuhsheim” semtinde “Tiefburg” isimli kale kalıntıları da görülmeye değer. Buraya aslında Bismarckplatz’dan kalkan tramvaylarla ulaşım sağlanıyor, ama biz eski şehir bölgesinin cazibesinden ayrılıp o tarafa gitmedik. Bismarkplatz’a toplu ulaşımla yaklaşık 10 dakika mesafedeki bu bölge belki sizin için konaklama alternatifi de sunabilir. 

  

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2021, 12:34

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER