Artık Müze Değil, Ayasofya'nın Hikayesi...

Artık Müze Değil, Ayasofya'nın Hikayesi...

1500 yıldır ayakta durmasıyla Dünya mimarlık tarihinin ayakta olan en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiş, 1000 yıl kilise 500 yıl camii olarak ibadet yeri işlevi görmüş, 80 yıldır da müze olmuştu.

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya'nın camiden müzeye çevrilmesine ilişkin 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle 2016'da Danıştay'da dava açtı ve açılan davada 2 Temmuz 2020 tarihinde duruşma yapılmıştı. Bugün ise Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Dernek, dava dilekçesinde Bakanlar Kurulu Kararnamesindeki Mustafa Kemal Atatürk'e ait imzanın sahte olduğunu ileri sürmüştü. Böylece ibadede açılması önündeki engeli kaldırılmış oldu.

Danıştay’ın kararı “Ayasofya’nın, statüsü muhafaza edilerek hukuk düzenimizle güvence altına alınan, özel hukuk tüzel kişiliğini haiz mazbut vakıf niteliğindeki Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın mülkiyetinde olduğu, Ayasofya'nın, vakfedenin iradesi gereği sürekli şekilde cami olarak kullanılması için toplumun hizmetine sunulduğu, bedelsiz olarak kamunun istifadesine terk edilmesi yönüyle hayrat taşınmaz niteliği taşıdığı, tapu belgesinde de cami vasfı ile tescilli bulunduğu,"

"Vakıf senedinin, hukuk kuralı etki, değer ve gücünde olduğu, vakfedilen taşınmazın vakıf senedindeki niteliğinin ve kullanım amacının değiştirilemeyeceği, bu hususun tüm gerçek ve tüzel kişilerle birlikte davalı idare için de bağlayıcı olduğu Devletin, vakıf varlığının, vakfedenin iradesine uygun olarak kullanılmasını sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü, vakıf mal ve hakları ile ilgili olarak vakfedenin iradesini ortadan kaldıracak şekilde müdahalede bulunmama yönünde de negatif yükümlülüğünün bulunduğu"

"Bu durumda, Türk hukuk sisteminde kadimden beri korunarak yaşatılan Vakfa ait taşınmaz ve hakların vakfiyesi doğrultusunda istifadesine bırakıldığı toplum tarafından kullanılmasına engel olunamayacağı, vakıf senedinde sürekli olarak tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaca özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, bu hususlar dikkate alınmaksızın Ayasofya’nın cami olarak kullanımının sonlandırılarak müzeye çevrilmesi yönünde tesis edilen dava konusu Bakanlar Kurulu Kararında hukuka uygun olmadığı" sonucuna varıldı.

Kararın hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "hayırlı olsun" mesajıyla birlikteAyasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredilerek ibadete açılmasına onay verdi. 

Ayasofya'nın Tarihi

Birinci Kilise, İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna olan birinci kilise, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.

İkinci Kilise, İmparator II. Theodosios tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yapının, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip bazilikal planda olduğu bilinmektedir. İmparator Justinianos’un döneminde çıkan ve tarihte “Nika İsyanı” olarak geçen halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532 yılında yıkılmıştır. Zeminin yaklaşık 2.00 m altında anıtsal giriş kapısına ait ait basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları bulunmuştur. Ayrıca anıtsal girişe ait diğer mimari parçalar ise batı kısımdaki bahçede görülebilmektedir.

Üçüncü Kilise olan günümüz Ayasofya’sı ise İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Mısır, Suriye, Efes, Aspendos, Lübnan'da bulunan tapınaklardan ve Kuzey Afrika, Afyon, Eğriboz Adası ve Kapudağ Yarımadasından değişik renkte mermerlerden yeni sütunlar getirterek inşaat sırasında kullanılmıştır. Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşa, 10 bin işçinin çalışmasıyla 5-6 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmıştır. Üçüncü Ayasofya geleneksel bazilikal plan ile merkezi kubbeli planı birleştirmiştir,  Yapının dış uzunluğu 100 m. genişliği  69.50 metredir. Kubbenin zeminden yüksekliği 55.60 metre, çapı ise kuzey güney doğrultusunda 31,87 metre, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 m.dir.

Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman'ın Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator I. Justinianus halka yaptığı açılış konuşmasında "Ey Süleyman! Seni yendim" demiştir. Mİmar Sinan'da Selimiye Camii'ni inşa ederken Ayasofya'yı geçmeye çalışmıştır. (Selimiye Camii'nin yerden yüksekliği 43.28 metre, kubbesinin çapı 31.30 metredir. )

.

Kilise Dönemi

Ayasofya yapımından itibaren 1400'lü yıllara kadar kubbesi 4 kez çökmüştür, yangın ve depremler nedeniyle olan bu çökmeler sonrasında kubbe her defasında neredeyse tekrar yapılmıştır. Hatta daha 558 yılında kubbe tamamen çökünce daha hafif malzeme ile 6 metre daha yüksek olarak yeniden yapılmıştır. 

Ayasofya'ya yangın ve depremler kadar zarar veren bir olay da 4. Haçlı Seferi sırasında, haçlılar'ın İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmalamasıdır. Kiliseden Hz. İsa'nın mezar taşından, sarıldığı beze kadar  birçok kutsal emanet ile altın ve gümüşten yapılma değerli eşyalar çalındı, kapılardaki altınlar bile sökülerek batı kiliselerine götürüldü, hatta Latin istilası (1204–1261) olarak anılan bu dönemde Ayasofya, Roma Katolik Kilisesine bağlı bir katedral haline geldi.

Ayasofya 1261'de tekrar Bizanslılar’ın kontrolüne geçtiğinde harap, virane ve yıkılmaya yüz tutmuş bir durumdaydı. 1317'de imparator II. Andronikos, kuzey ve doğu kısımlarına 4 adet istinat duvarı ekletti.  Kilise olarak son restorasyonu ise 1354 yılında oldu.

.

Kilise'den Camii'ye...

Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle fethin sembolü olarak camiye çevrilmiştir. Fatih Sultan Mehmet kiliseyi camiiye çevirmiş olsa da adını değiştirmemiştir. İlk minare de tuğladan olacak şekilde yine Fatih döneminde yapılmıştır. 2. Bayezit döneminde bir minare daha eklenmiştir. Diğer iki minare ise Mimar Sinan tarafından eklenmiştir.  Ayasofya'nın yorgunluk ya da dayanıksızlık belirtileri gösterdiğinde, Mimar Sinan  tarafından eklenen dış istinat yapılarıyla (payanda) takviye edilerek, son derece sağlamlaştırılmıştır. Günümüzde binanın dört tarafındaki toplam 24 payandanın bir kısmı Osmanlı dönemine, bir kısmı Bizans dönemine aittir. Bu istinat yapılarıyla birlikte, Mimar Sinan ayrıca, kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerler ile besleyerek kubbeyi iyice sağlamlaştırmıştır.

Ayasofya binasının içine Osmanlı döneminde eklenen diğer yapılar arasında mermerden minber, hünkar mahfiline açılan galeri, müezzin mahfili ve vaaz kürsüsü eklenmiştir. 3. Murat  Bergama'da bulunmuş, helenistik dönemden kalma (MÖ IV. yüzyıl), "bektaşi taşı"ndan yapılma iki küpü Ayasofya'nın ana nefine (ana salon) yerleştirmiştir.  1. Mahmut döneminde Ayasofya restore edildi ve kütüphane ile bahçesine  medrese, imarethane ve şadırvan ekletti. Böylece Ayasofya, civarındaki yapılarla birlikte bir külliyeye dönüştü. Bu dönemde ayrıca yeni bir sultan galerisi ve yeni bir mihrap yapıldı.

Ayasofya’da, Sultan Abdülmecid Dönemi’nde 1847-1849 yılları arasında, İsviçreli Fossati Kardeşlere kapsamlı bir onarım yaptırılmıştır. Bu onarım çalışmaları sırasında, daha önce mihrabın kuzeyindeki niş içinde bulunan Hünkâr Mahfili kaldırılmış, yerine mihrabın solunda, sütunlar üzerinde yükselen, etrafı ahşap yaldızlı korkuluklarla çevrili Hünkâr Mahfili yapılmıştır. Aynı dönemde Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan 7.5 m. çapındaki 8 adet hat levhası ana mekânın duvarlarına yerleştirilmiştir. “Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” yazılı bu levhalar İslam âleminin en büyük hat levhaları olarak bilinmektedir. Aynı hattat kubbenin ortasına ise Nur Suresi’nin 35. ayetini yazmıştır.

.

Camii'den Müzeye...

Cumhuriyetin kurulmasından sonra 1930 ile 1935 yılları arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle Ayasofya halka kapatılmıştır. Bu sırada Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar arasında çeşitli restorasyonlar, kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi sayılabilir. Restorasyon sırasında Ayasofya'nın, yapılış amacı olan kiliseye tekrar çevrilmesi konusunda fikirler ortaya atılmışsa da; bölgede yaşayan Hristiyan sayısının çok az olmasından dolayı oluşan talep yetersizliği, bölgede bu denli görkemli bir kiliseye karşı yapılabilecek muhtemel provakasyonlar ve mimarinin tarihi önemi gözönüne alınarak Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir.

1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur.

1 Şubat 1935’te ziyarete açılan müzeyi Atatürk 6 Şubat 1935 tarihinde ziyaret etmiştir. Yüzyıllar sonra mermer zemindeki halıların kaldırılmasıyla zemin döşemesi ve insan figürlü mozaikleri örten sıvanın kaldırılmasıyla da muhteşem mozaikler tekrar gün ışığına çıkarılmıştır.

Böylece Ayasofya, 916 yıl kilise, 482 yıl cami olarak hizmet vermiş oldu.

.

Ayasofya Camii Vakfiyesi

Fatih Sultan Mehmet’in “Ayasofya Vakfiyesi” olarak bilinen 1462 tarihli Vakfiye 65,3 metre uzunluğunda olup 5,5 asırdır korunuyor ve günümüzde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü arşivindeki özel bir odada saklanıyor. Ancak Vakfiye sadece Ayasofya için düzenlenmemiştir. Vakfiye kapsamında toplam 2508 adet dükkân ile değişik sayıdaki, hücre, menzil, mahzen vb. yerlere ait gelirler vakfedilmiş ayrıca Fatih Camii, Ayasofya Camii, Zeyrek Camii, Eski İmaret Camii, Dar'ül Feth Camii, Şeyh Vefa-Zade Camii başta olmak üzere Dar'ül şifa, Medrese, İmaret-i Amire Mutfağı gibi 12 farklı dinî, eğitim ve sosyal müesseseye ait hizmetler ile harcamalar düzenlenmiş durumda.

 Söz konusu vakfiyenin sonunda “Eğer bu vakfiyeye uygun hareket edilmezse Allah’ın, peygamberlerin, meleklerin laneti üzerine olsun” şeklinde bir beddua da yer almaktadır. 

.

İbadete Açık Olan Bölüm

Müzenin yanında bulunan mescit 1980 yılında, Kültür Bakanı Tevfik Koraltan imzalı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 14.07.1980 gün ve 5224 sayılı yazısı ile “Türkiye Cumhuriyeti hükümeti devlet büyükleri ve İslam ülkeleri devlet başkanlarının namaz kılmaları için” ibadete açıldı. Ardından Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 08 Ağustos 1980 günü mescit ibadete açıldı hemen 3 ay sonra ise 4 Ekim1980 tarihli emri ile ibadete açık olan hünkar mahfili ve mescit onarım tamamlanıncaya kadar ibadete kapatıldı. 

Röleve Anıtlar Müdürlüğü tarafından onarımının tamamlanmasının ardından mescit 10 Şubat 1991 tarihinde ibadete açıldı ve kapısına ”Ayasofya Camii ibadete açılan bölüm” levhası konuldu. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'in emriyle ibadete açılan bu mescide, Eminönü Müftülüğü tarafından bir imam ve müezzin görevlendirildi. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'e, minarelerden ezan okunmadığının belirtilmesi üzerine 31 Mart 1991 tarihinde Ayasofya'nın dört minaresinde de ezan okunmaya başlandı ancak  21 Ağsutos 1996 tarihinde üç minarenin hoparlörleri devre dışı bırakılıp, tek hoparlör vasıtası ile ezan okunmaya devam edildi, bugün yeniden dört minaresinde de ezan okunuyor.

2016 yılından itibaren ise Diyanet İşleri Başkanlığı Hünkar Kasrı'na kurra hafız Önder Soy'u asaleten imam olarak atadı ve böylece 5 vakit ezan Ayasofya minarelerinden duyulmaya başlandı.

İbadete açık olan mescidin Ayasofya Müzesi ile bir bağlantısı yok. Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı ve din görevlileri Diyanet tarafından görevlendiriliyordu.

Güncelleme Tarihi: 10 Temmuz 2020, 17:26

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER