İnsan Haklarına Kısa Bir Bakış

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve insan haklarına dair kısa bir tarihsel inceleme.

İnsan Haklarına Kısa Bir Bakış

İnsan Hakları Günü her yıl, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin BM Genel Kurulu tarafından 1948 yılında kabul edildiği gün olan 10 Aralık tarihinde kutlanmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin  kabulü ile ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin doğal insan haklarına sahip olduğu ilan edilmiş oldu, 1950 yılında da BM yine bir karar alarak 10 Aralık tarihini Dünya İnsan Hakları Günü ilan etti. Bidirge 72. yılında 500 dil ile en çok dile çevrilen metin olmaya devam ederken, en çok ihlal edilen metin olmaya da devam ediyor.

Dünyanın değişik bölgelerinden çeşitli hukuki ve kültürel geçmişe sahip temsilciler tarafından hazırlanan Beyanname, evrensel değerler ile tüm halklar ve tüm uluslar için ortak bir başarı standardı belirlemektedir. Her insanın insanlık onuruna eşit değer verir. Beyanname ve Devletlerin ilkelere taahhütleri sayesinde, milyonlarca insanın insanlık onuru tanınmış ve daha adil bir dünyanın temelleri atılmıştır. Beyanname taahhütleri henüz tam olarak yerine getirilmemiş olsa da, zaman testine dayandığı gerçeği, eşitlik, adalet ve insanlık onuruna sahip uzun ömürlü değerlerin kalıcı evrenselliğine kanıttır.

Beyannamede yer verilen ilkeler 1948’de olduğu gibi günümüzde de güncelliğini korumaktadır. 

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

.

Dünya İnsan Hakları Kısa Tarihi

Tarihte ilk insan hakları belgesi olarak Magna Carta Libertatum, yani Büyük Özgürlük fermanı kabul edilir. İngiltere'de Magna Carta ile 1215 yılında kralın ilk kez yetkilerini kısıtlamış ve derebeylere bazı haklar tanımıştır. Bu belge anayasallık için ilk belge olmasının yanısıra, derebeylere de olsa bazı insanlar için bazı haklardan bahseden ilk belgedir aynı zamanda.

Modern anlamda ilk insan hakları fikirlerinin yani,insanın sadece insan olması nedeniyle doğuştan bazı haklara ve özgürlüklere sahip olduğu ve devlet tarafından bu haklara ve özgürlüklere dokunulmayacağı yolundaki fikirlerin ortaya çıkışı ancak 17. yüzyıldan sonra olmuştur. John Locke, modern insan hakları fkri olarak yaşam, hürriyet ve mülkiyet olarak özetlenebililecek hakları, bu hakların uygulanması, korunması hem yasalarla hem de kurumlarla ve yargı sistemiyle olması gerektiğini ilk kaleme alanlardandır.

İngiltere’de 1688 devrimi ise insan hakları konusunda bir dönüm noktasıdır, Muhteşem Devrim adıyla adlandırılır, devrimin ardından İngiltere parlamentosu, "Bill of Rights" yani "Hakların belgesi" ismi verilen bir kanun çıkarttı. Böylelikle, Hollanda'nın dış müdahalesi ile İngiltere Krallığı'nın kilise taassubu ve kral istibdadı ile yönetilmesine son verilmiş, İngiltere Krallığı yeniden "meşruti monarşi" düzenine dönmüş ve bu düzen, anayasa ile de korumaya alınmıştır, halen de devam etmektedir. 

Aynı şekilde 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesinde de aynı liberal ve dini söylem bulunmaktadır. Bildirge’ye göre, “bütün insanlar eşit yaratılmıştır, yaratıcı tarafından kendilerine bahşedilen devredilemez hakları vardır. Bunlardan bazıları yaşama hakkı, özgürlük ve mutluluğu arama hakkıdır." 

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) ile gündeme gelirken, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) sonrasında dünya siyaseti ve hukukunu köklü bir şekilde etkilemiş ve dönüştürmüştür.  1789 tarihli Fransa İhtilali sonrasında ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde de, insanların özgür doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu.

!8. yüzyıl sonlarında Fransız İhtilali ile gündeme gelen "klasik insan hakları" 19. yüzyılda, devletlerin anayasacılık düşüncesiyle, anayasa yapmalarının yaygınlık kazanmasıyla birlikte pek çok devletin anayasalarında insan haklarına yer verilmesini sağlamıştır.. Ancak insan hakları ideolojiler çağı olarak da adlandırılan 19. yüzyılda bu yaklaşımların gölgesinde kalmış ve giderek geri plana atılmıştır. Yine de 18. ve 19. yüzyılda özellikle kölelik karşıtı hareketler, demokrasi mücadelesi, özellikle demokratik katılım, genel oy ilkesi ve kadınların oy kullanma hakkı gibi alanlarda insan hakları mücadelesi yoğunlaşmıştır.

Dünya, 20. yüzyıla 1. Dünya Savaşı ile başlamış, Dünya'nın gördüğü en ağır ekonomik kriz yani 1929 Büyük Buhran ile devam etmiş, hemen ardından yükselen faşizm ve komünizm ile daha önce hiç yaşanmamış mücadelelere 2. Dünya Savaşı ve sonrasında emperyalizm, sömürgecilik ırkçılık ve imparatorlukların sona ermesine tanıklık etmiştir. !. Dünya Savaşı sırasında yayınlanan Wilson İlkeleri ve iki Dünya Savaşı arasındaki Milletler Cemiyeti döneminde (1918-45) azınlıkların korunması, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı ve yabancı hakları gibi haklar öne çıkmıştır.

Bu sırada devletlerin mutlak egemenliği ve devlette yaşayan insanlar üzerinde her türlü egemen olduğu fikri zayıflamış, özellikle iki dünya savaşı arası dönemde insan haklarının uluslararası korunmasına yönelik çabalar, artmış, Nazi soykırımının öğrenilmesi ise önemli bir dönemeç noktası olmuştur.  İnsan hakları fikrinin kaderi ise, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’na katılmasıyla birlikte değişmeye başlamış zira ABD yönetimi, kendi kamuoyunu savaşa dâhil olmanın gerekliliği konusunda ikna etmek için insan hakları idealine başvurmuş ve bu mücadele için kampanya yürütmüştür. Ancak bu fikir ideali sadece ABD'de değil bütün Dünya'da destek ve karşılık bulmuştur. Savaşın hemen sonrasonda bir daha böylesine bir olaya sebebiyet vermemek için urulan Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde, Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde, bir insan hakları komisyonu kurulmuş, İnsan Hakları Komisyonu hemen bir "insan hakları bildirgesi" yazma işini üstlenmiştir. Bildirge yaklaşık iki yıl sonra, 10 Aralık 1948 yılında ilan edilmiştir.

1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden sonra BM İnsan Hakları Komisyonu çalışmalara devam etmiş,1966 yılında imzalanan ve 1977 yılında yürürlüğe giren iki ayrı uluslararası anlaşma ortaya çıkmıştır: Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Anlaşması ile Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Anlaşması.  Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Anlaşması ile devletin herhangi bir müdahalesi gerekmeyen hatta karışması istenmeten haklar, negatif haklar veya birinci kuşak haklar olarak tanımlanan ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, adil yargılanma, karar alma mekanizmalarına katılma gibi kişinin sivil ve siyasal haklarını düzenlemektedir. luslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Anlaşması, devletlerin aktif müdahalesini gerektiren, pozitif haklar veya ikinci kuşak haklar olarak, barınma ve giyinmenin yanında aş, iş, eğitim, kültürel değerler gibi ekonomik, sosyal ve kültürel hakları düzenlemektedir. Bu anlaşmalar ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde sayılan hakların önemli bir kısmı taraf ülkeler için bağlayıcı bir hale getirilmiştir.

Bu anlaşmalaryanında bir çok bağlayıcı olan ve bağlayıcı olmayan insan hakları belgesi bulunmaktadır: 1979 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, 1984 İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, 1989 tarihinde kabul edilen 1990 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, 2006 Engelli Hakları Sözleşmesi bu tür sözleşmelerdendir.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 4 Kasım 1950'de, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi, 22 Kasım 1969 tarihinde kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

.

Türkiye'de İnsan Hakları Kısa Tarihi

Batı’da insan hak ve özgürlükleri genel olarak halk hareketleri şeklinde, aşağıdan yukarıya doğru gelişmiş iken Osmanlı İmparatorluğu’nda ise insan hak ve özgürlükleri devlet adamlarının duydukları yenileşme ihtiyacının sonucu, bazen Batılıların baskısı ve devlet adamlarının kişisel çabaları ile ortaya çıkmış ve dolayısıyla yukarıdan aşağıya doğru gelişim göstermiştir. Özellikle dış müdahalelerle gerçekleşmesi ve ıslahat hareketlerinin çoğunlukla, müslüman olmayanlara, müslümanlarla eşit haklar sağlama yönünde olması nedeniyle, zaman zaman toplumun bazı kesimlerinde tepkiler görmüş, gelişim duraklama göstermiştir, insan hakları kavramı istikrarlı bir ilerleme kaydetmemiştir.

Osmanlı toplumu, monarşi ile idare edilmekteydi ve 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar olan bölümde devletle tebaa arasındaki, bir devlet-vatandaş ilişkisi yoktu, hatta tebaa kavraı dahi sadece yöneticiler ve askerler için kullanılıyordu, halk ise neredeyse hiç önemli değildir.

1808 Senedd-i İttifak İngiiliz Magna Carta'sı gibi ilk insan hakkı (anayasal belge) belgesi sayılsa da çok kısa ömürlü olmuştur. 1839 Tanzimat Fermanı Osmanlı tarihinde insan hakları bakımından ilk belgedir, Tanzimat fermanı ile hakkında alenî olarak soruşturma yapılıp hüküm verilmedikçe, kimseye gizli veya alenî idam veya zehirleme cezası uygulanamayacak, bir kimsenin suçundan dolayı, onun varisleri, çoluğu çocuğu sorumlu olmayacaklar ve mallarına da el konamayacak, Hristiyan ve Müslüman bütün Osmanlı uyrukları eşit sayılacaktı. Ancak bu bir "lütuf" olduğundan e Padişahın aksi şekilde davranması halinde hiçbir yaptırım içermediğinden yetersiz bir metindi. 

1876 yılında ilân edilen Kanun-u Esasî ile Osmanlı İmparatorluğu’nda rejim değişmiş ve Mutlak Monarşi’den Meşruti Monarşiye geçilmişti. Bu Anayasa ile işkence ve eziyet yasağı getirilmiş, mülkiyet hakı garanti altına alınmıştı. Kanun-u Esasi'de yer alan az da olsa haklar artık birer lütuf değildi, hukuki teminata bağlanmıştı. Ancak I. Meşrutiyet uzun ömürlü olmamış Anayasa hemen askıya alınmıştı.

1908 yılında ilân edilen II. Meşrutiyet ile, insan hakları alanında en azından düzenleme anlamında yepyeni bir aşamaya geçildi. Kanun-u Esasi'de yer alan haklara, sürgün yasağı, sansür yasağı getirilmiş ise de 10 yıllık sürede 7 yılın savaşla geçirilmesi, insan hakları alanında gelişme gösterilmemesine sebep oldu.

1924 Anayasası’nın temel hak ve özgürlüklerden bahseden kısmı “Türklerin Hukuk-u Ammesi” (Türklerin Kamu Hakları) başlığı ile başlamakta ve maddelerin birçoğunda da hak sahipleri “Her Türk” ya da “Türkler” biçiminde tanımlanmıştır. Maddeler de yer alan “Türk” sözcüğü ile vatandaşlık bağı vurgulanmış olsa da, kavram itibariyle dönemdaşlarından etkilendii kabul edilebilir, zira  temel hak ve hürriyetlerden bahsedilirken yalnız vatandaşlar için kabul edilmesimilliyetçi bir tutumdur.

1961 Anayasasında yukarı da anılan neredeyse tüm haklarda “herkes” ile başlamaktadır. Vatandaş olsun olmasın hak ve hürriyetlerin öznesi insandır kabul edilmiştir. Dolayısıyla 1961 Anayasası’nın bu mevzudaki tavrı daha kapsayıcı ve insancıldır. 1961 Anayasasının 11. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun kamu yararı, genel ahlak, kamu düzeni, sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz” hükmü yer almaktadır Böylece hakların sınırlanmasında belli şartlar ve Anayasaya uygunluk denetimi kabul edilmiştir.  

1982 Anayasası’nın hazırlanmasında bile  temel hakların çok geniş olduğu ve bu hakların yasalara aykırı olarak kullanıldığı için yürütme organının yetkisinin az olduğu gerekçesiyle, otorite-hürriyet dengesinde otorite lehine düzenlemelere gidilmiştir. İnsan haklarına dayalı devlet ibaresi, insan haklarına saygılı hale getirilmiş, bütün haklar için genel sınırlama maddesi getirilmiş, sınırlama gerekçeleri arttırılmıştır. Zamanla Avrupa Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kararları ile insan hakları yönünden yeniden 1961 Anayasası'na yaklaşılmıştır. Yine de Avrupa Birliği İnsan Hakları İlerleme Raporlarında sürekli eleştirilen ve temel insan hakları konusunda sürekli sayıf notlar alan bir ülke olmaya devam ediyoruz.

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2020, 23:54

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER